21 Mayıs 2008 Çarşamba

DENİZATI

Hayatım boyunca uğurlu günüm, uğurlu sayım, uğurlu takım olmadı. Hatta çocuklarımı büyütürken yapılan uyarılara rağmen onlara nazar boncuğu bile takmadım.

Ama eğer mutlaka böyle bir şey taşımam gerekseydi, denizatı taşırdım.

Yer yuvarlağında hayran olduğum tek canlıdır denizatı.

Yadırgatıcı görünümleriyle balıkların hiçbirine benzemiyorlar. Başları ve boyunları tıpkı atlara benziyor. Hatta atlarınki gibi kocaman ve fırlak gözleri var. Soru işareti gibi kıvrımlı vücuduna baktıkça da aklıma gelmeyen soru kalmıyor doğrusu.

Ne tuhaf, soyunu sürdürme sorumluluğunu üzerine almış, belki de dişisine kıyamayan tek canlı. 4 cm ile 30 cm arasında değişen boyları ile balıkların en asil ve en dik duruşlusu. Diğer balıkların dişileri yumurtalarını denize bırakırken, onun dişisi yumurtalarını erkeğinin karnındaki bir torbaya aktarıyormuş. Erkek denizatı, yumurtaları karnında taşır, yumurtalar çatlayınca da gövdesini bükerek yavruları dışarı atarmış. Bana göre, iş bu kadarla kalmıyordur. Eminim yavruların beslenme ve büyüme süreçlerini de takip edip sağlıyordur.

Erdek’te yaşadığım yıllarda küçük kızım kurutulmuş bir denizatı getirmişti bana. Onu defalarca inceledim. Avucumun içine her koyuşumda saygı duyarak irkildim. Kutsal bir emanete dokunur gibi dokundum ona. Onu sonra nasıl olduğunu anlamadığım bir şekilde kaybettim ve hala hatırladıkça üzülüyorum.

Şimdi ne zaman denizatı figürlü kıyafet giyen ya da takı takan birini görsem bir bağ oluşur aramızda. Bu kişi ister arkadaşım olsun ister bir yabancı; yanına yaklaşır, denizatı hayranlığımı anlatırım ona…

Hiç yorum yok: